Header

Kitabın Kalbinin Attığı Program
KİTABİYAT

Cumartesi 13:30- 23:30
Çarşamba 18:00

 
Makaleler Röportajlar Yazar Biyografileri Ana Sayfa İletişim  
         Kategoriler
    Akademisyenlerin Eserleri
    Avrupa Birligi ve Sorunu
    Atatürk Kitapları
    Bilgisayar - İnternet
    Bilim - Doğa
    Biyografi - Otobiyografi
    Çevre - Kent
    Sosyoloji
    Din ve Psikoloji
    Edebiyat
    Eğitim ve Kültür
    Ev - Aile
    Felsefe - Sosyoloji
    Gençlik - Çocuk
    Gezi
    Güncel ve Aktüel
    Ekonomi
    Kadın
    Mizah - Karikatür
    Antropoloji - Arkeoloji
    Sinema -Tiyatro - Sanat
    Siyaset
    Tarih
    Tarih ( Osmanlı Tarihi)
    Tarih ( Türk Tarihi )
    Yemek
    Rusya-Kafkaslar-Ortaasya
    Ortadogu Sorunu
    Ermeni Sorunu
    KKTC ve Kıbrıs Sorunu
    ABD ve Sorunu
    Psikoloji Kitapları
    Edebiyat / Şiir
    Edebiyat / Öykü - Roman
    Türk - İslam sanatları
         Dergiler
    Edebiyat
    Siyaset ve Aktüel
    Dini Dergiler
    Kitap Dergileri
    Diğer Dergiler

          Kitabın Hikayesi
   Kitabın Tarihçesi
   Kitap Nasıl Hazırlanır?
   Kitabın Teknik Hazırlığı
   Editöryal Çalışma
   Kağıt ve Baskı
   Pazarlama ve Dağıtım


 
         Yazar Biyografileri
       
Tüm yazarlar için tıklayın
         Makaleler
    Dünyada İlk Defa Robot Yapan Cizre`li Bir Alim-2
    KİTAP KORSANLIĞINDA SON NOKTA
    Kayın Ağacının Türk Mitolojisindeki Yeri
    Torquato Tasso
    TÜRKİYE BOR MADENLERİ JEOPOLİTİĞİ
    Kitap medeniyetinden internet muhabbetine...
    Biyografi Nedir?
    Terkip sahibi bir aydın: Ömer Lütfi Mete
    Seyyahlara Sorduk: Erzurum’u Nasıl Bilirsiniz?
    Gaspıralı'nın İstanbul'daki Konferansı


         Röportajlar
    Olcay Yazıcı: Sûfî iklimin entelektüel şairi
    Ali Ünal Türkmenle Söyleşi
    Türkçemizin uyanık bekçisi
    Türkiye Doğu-Batı ilişkilerini yönlendirir
    Hattat Muhsin Demirel ile Röportaj
    İş kadını ve aşka dair özne: Hz. Hatice
    Hüdavendigar Onur: “Hizmetler Unutulmasın”
    Nihat Genç:’’Maskelere inanmıyorum’’
    Abdürrahim Karakoç ile
    Gülşah Maraşlı ile


 power by webofisi.com



 




Torquato Tasso 
Onaltıncı yüzyıl İtalyan edebiyatının büyük ozanı Torquato Tasso 1995'in ölümününün 400. yıldönümü olması nedeniyle İtalya'da ve çeşitli ülkelerde anıldı. Bu amaçla onun yaşamını, yapıtlarını ve sanatını yazımıza konu seçtik.
Bir saray görevlisi ve ozan olan Bernardo Tasso'nun oğlu Torquato 1544 yılında Sorrento'da dünyaya gelmişti. Annesi Porzia dei Rossi de soylu bir aileden geliyordu. Sekreterliğini yaptığı Prens Ferrante di Sanseverino 1552'de Napoli krallığından kaçınca Bernardo da koruyucusu ile birlikte sürgüne gitmek zorunda kaldı. Torquato da babasını izlediğinden küçük yaştan itibaren anne sevgisinden yoksun büyüdü, Napoli'de kalmış olan annesini bir daha göremedi; çünkü dört yıl sonra, Roma'da bulundukları sırada annesinin birdenbire öldüğü haberi ulaştı onlara. Bundan sonra babasıyla bir süre kent kent dolaşan Torquato çocukluk ve gençlik yıllarının önemli bir bölümünü İtalya'nın ünlü saraylarından olan Urbino sarayında geçirdi. Edebiyatçıların barınağı olan o zarif sarayda çağının kültürünü tanıyan Torquato'da şiire karşı bir eğilim belirdi. 1559'da yine babasıyla birlikte gittiği Venedik'te 1. Haçlı seferini konu alan, Gerusalemme adını verdiği şiirsel bir yapıt üzerinde çalışmaya başladı. Bu, gelecekteki başyapıtının taslağını oluşturacaktır. O sırada Bernardo da 100 kantodan oluşan uzun bir şövalye şiiri olan Amadigi adlı yapıtının basımıyla uğraşmaktaydı. 1560'da Torquato Padova üniversitesinde hukuk ve felsefe öğrenimi görmeye başladıysa da çok geçmeden bırakıp kendini tümüyle edebiyata verdi. 1562'de yazdığı Rinaldo adlı şöalye şiiri Venedik'te yayınlandı. Edebiyat çevreleri genç ozanı babasından ayırmak için ona Küçük Tasso adını verdi. Bu arada Ferrara ve Mantova sarayları ile dostluklar kurup diplomatik görevler üstlenen Torquato 1565'de görkemli Ferrara sarayına geçti: ilkin duka 2. Alfonso'nun kardeşi kardinal Luigi d'Este'nin, daha sonra 1572'de de dukanın hizmetine girdi. 1565-1575 yılları arasındaki dönem, babasının ölümünden duyduğu derin üzüntüye karşın, Tasso'nun yaşamının en mutlu ve verimli dönemidir. Alfonso'nun kızkardeşleri Lucrezia ve Eleonora genç ozana yakınlık gösteriyor, onun zekâsını ve sanatını beğeniyorlardı. O da prensesler için aşk şiirleri yazmaktan geri durmuyordu. Başyapıtı Gerusalemme Liberata'yı (Kurtarılmış Kudüs) o dönemde yazdı. Ayrıca şiire ilişkin kuramsal düşüncelerini de Discorsi dell'arte poetica (Şiir sanatı üzerinde konuşmalar) adı altında kaleme alıyordu. 1573'te saray şenlikleri için yazdığı Aminta ona büyük ün sağladı. 1575 yılı sonlarında Ozanı çılgınlığa kadar götürecek olan ruhsal bozukluğun ilk belirtileri görülmeye başladı. Kısa aralıklarla onun ölümüne kadar süren bu bozukluk Gerusalemme Liberata'nın son düzeltmelerini yaptığı sırada duyduğu kaygılardan kaynaklandı. Başarısından emin olan ancak bunun istediği ölçüde olup olmayacağını merak eden Ozan yapıtın son düzeltisini edebiyat ve felsefe ile uğraşan dört arkadaşına bıraktı; amacı onların yapıtı hakkındaki görüşlerini öğrenmekti. Ancak övgü yerine acı eleştirilerle karşılaştı. Dinsel bir şiire aşk hikâyeleri sokmakla suçlanıyordu. O zaman kendisi de din yönünden kaygıya düştü. Bunun günah olup olmadığını anlamak için Engizisyona başvurarak kendisini yargılamasını istedi. Verilen suçsuzluk kararı da onu yatıştırmaya yetmedi. Ruhsal dengesini giderek büsbütün yitiren Tasso artık hep izlendiğini ve bir suikasta kurban gideceğini düşünür oldu. 1577'de kendisini gözetlediğini sandığı hizmetçiye bıçakla saldırması onun San Francesco manastırına kapatılmasına neden oldu. Oradan kaçmayı başaran Ozan yürüye yürüye kızkardeşi Cornelia'nın yaşadığı Sorrento'ya gitti. Oraya öyle perişan ve acınacak durumda ulaştı ki Cornelia onu tanıyamadı. Kendisini gerçekten seven biri bulunup bulunmadığını anlamak için ona Torquato'nun öldüğünü söyledi. Duyduğu üzüntüden kardeşinin onu ne denli sevdiğini anlayınca gerçek kimliğini açıkladı. Ancak Tasso orada uzun süre kalmadı. Saray dünyasının özlemiyle yeniden yola koyulan Ozan çeşitli kentleri dolaşa dolaşa 1579'da duka 2. Alfonso'nun Margherita Gonzaga ile evlenmekte olduğu bir sırada Ferrara'ya geri döndü. Düğün şenlikleri sırasında kendisiyle ilgilenilmemesine kızan Ozan duka ve ailesi hakkında kırıcı sözler söyleyince duka onu Sant'Anna hastanesine kapattırdı. Torquato orada yedi yıl kaldı. Kâh bir tutuklu, kâh bir hastagibi davranıldı ona. Kâh tehlikeli delilikler yapıyor, kâh aklı tam olarak yerine geldiğinden şiirler, dostlarına mektuplar yazıyordu. Yapıtını eleştirenlere karşı savunması olan Apologia o yıllarda yazılmıştır. Prenslere, kilise ve kültür adamlarına hitaben yazdığı çok sayıdaki mektupta haksızlığa kurban gittiğini, bir insan ve aydın olarak saygınlığının saldırıya uğradığını öne sürüyor, kendisine hareket özgürlüğü tanınmasını istiyordu. Gerusalemme Liberata 1581'de Tasso hastanede iken ondan habersiz yayınlandı. Yapıt bir yandan şiddetli tepkilere yol açarken diğer yandan İtalya'nın her yanında halkın büyük ilgi ve hayranlığını topladı. Yaşadığı tutuklu yaşamından kurtarmaları için ünlü kişilere başvurularını sıklaştıran Ozan sonunda bunu elde etti. Mantova prensi Vincenzo Gonzaga onu alıp Mantova'ya götürdü. Büyük ilgi ve yakınlık gördüğü o kentte edebiyat çalışmalarına yeniden başlayan Tasso yazmakta olduğu Re Torrismondo (Kral Torrismondo) adlı trajediyi bitirerek prensin anısına adadı. Ancak Ozan artık hiçbir yerde kendini rahat hissetmiyordu. Ömrünün son yıllarını da yine kentten kente dolaşarak, özellikle Roma ile çocukluk anılarının onu kendisine çektiği Napoli arasında geçirdi ve Ferrara'ya bir daha dönmedi. Napoli'de annesinden kalan mülkleri kurtarmak için dava açtıysa da birşey elde edemedi. Son yıllarını dinsel şiirler yazmaya adayan Tasso Monte Oliveto (Oliveto Dağı) ve Sette giornate del mondo creato adlı şiirsel yapıtlarını kaleme aldı. Başyapıtı üzerindeki çalışmalarını sürdürdü. 1594'de papa 8. Clemente Tasso'ya emekli maaşı bağladı ve ona şairlik tacını giydirme sözü verdi. Ne var ki Ozanın sağlığı buna olanak vermeyecek ölçüde bozuktu; ün arzusundan artık çok uzaktı. 1595 yılı ilkbaharında hastalığı ağırlaşınca Gianicolo tepesindeki Sant'Onofrio manastırına götürülmesini istedi. 25 Nisan günü orada öldü ve manastırın kilisesinde gömüldü.
Tasso'nun huzursuzluk ve serüven dolu yaşam olayları onun biyografisi etrafında sözcüğün tam anlamıyla bir mit oluşmasına yol açtı; yapıtı ve kişiliği Ozanın dünya ile ilişkilerinde, toplumsal baskılarla yüzyüze geldiğinde duyduğu mutsuzluğun simgeleri olarak görüldü. Bu mit Ozan henüz yaşıyorken oluşmaya başladı, onun çılgınlığını açıklama girişimlerinde bulunuldu. Örneğin 1580 yılında Tasso'yu Sant'Anna hastanesinde ziyaret eden Montaigne Ozanın içinde bulunduğu perişan durumu onun bir aydın olarak yaşadığı aşırı gerilimin etkisine bağladı. Tasso miti değişim geçirerek yüzyıldan yüzyıla aktarıldı. Ondokuzuncu yüzyılda dâhi ile gerçek yaşamın sınırlamaları arasındaki çelişkinin tipik bir imgesi gözüyle bakıldı Ozanın yaşamına. Goethe'nin Yazarı onun adını verdiği bir trajedisinin başkahramanı yapmasında bu görüşün etkisi vardır. Leopardi'nin Tasso'ya duyduğu hayranlığın da bu görüşten kaynaklandığını ileri sürenler olmuştur. Tasso'nun yaşam mitine ilişkin en yeni görüşler bunun kökeninde Ozanın edebiyat anlayışının bulunduğu yolundadır: Tasso edebiyat çalışmalarına çok büyük bir değer veriyor, kendini yapıtlarıyla özdeşleştiriyordu. Başarı ve ün arzusu onda bir saplantıya dönüşmüştü. Kendini topluma kabul ettirebileceği yer olarak sarayı görüyordu Tasso: saray onun için herşeydi; onunla yakın ilişkide olmak, kendini ona beğendirmek istiyordu. Değerinin kabul edilmesi en büyük arzusuydu. Oysa İtalyan devletlerinin içinde bulunduğu tarihsel koşullar yüzünden kaçınılmaz bir çöküntünün eşiğinde olan Ferrara sarayı Ozanın beklentilerine yanıt verebilecek ideal saray olamadı. Yarımadadaki genel çöküntü Ferrara'da daha yoğun biçimde duyuldu. Bunun nedenlerini başgösteren ekonomik bunalımda, politik kararsızlıkta ve kentte etkinliğini sürdüren engizisyon mahkemesinin kültürel yaşam üzerindeki etkilerinde aramak gerekir. Şölenler, tiyatro temsilleri, edebiyat toplantıları çökmekte olan dünyanın son lüksünü oluşturuyordu. Bu gösterişli, görkemli dış görünüşün arkasında yatan kuşku, güvensizlik, kıskançlık, ikiyüzlülük ve entrikalar saray çevresini yozlaştırmış, çöküntüsünü çabuklaştırmıştı. Bu nedenle Tasso'nun huzursuzluğunu ve bunalımını yalnızca onun doğasına özgü psikolojik bir olay saymamak, tarihsel koşulları, özellikle Karşıreformun ülkede yarattığı atmosferi de göz önünde bulundurmak doğru olur. Dolayısıyla Tasso'nun bunalımı Onaltıncı yüzyılın politik, dinsel kaygıların ağır bastığı ikinci yarısında İtalyan toplumunun geçirdiği bunalımın onun yaşamına yansıması gibi görülebilir.

Yapıtları ve sanatı:
Tasso'nun edebi etkinlikleri on sekiz yaşında iken yazdığı Rinaldo ile başlar. Bir şövalye şiiri olan Rinaldo sekiz dizelik kıtalardan oluşan on iki kanto içerir. Orlando'nun kuzeni ünlü savaşçı Rinaldo'nun gençlik serüvenleri, özellikle onun Guascogna kralının kızkardeşi Clarice'nin gönlünü fethetmek, sevgisini kazanmak için yaptığı girişimler konuyu oluşturur. Yapıtta egemen öğe aşktır. Buna deüllolar, savaşlar, kahramanlık girişimleri eklenir. Bütün bunların genç Ozanın kendi yaşamında düşlediği şeyler olduğu ortadadır. Rinaldo'nun kişiliğinde Tasso kendini görür gibidir.
1573'de yazılmış ve aynı yıl Ferrara sarayında oynanmış olan Aminta beş perde içeren pastoral bir dramdır. Konusu oldukça basittir: Güzel ve çekingen çoban kızı Silvia kendisine gönül veren Aminta'ya yüz vermez. Başlıca arzusu doğa ile başbaşa olmak, hayvan avlamaktır. Arkadaşı Dafne Aminta'nın sevgisine karşılık göstermesi için Silvia'yı yumuşatmaya çalışırken Tirsi de çekingenliğini yenip Silvia'ya daha kararlı biçimde yaklaşması için Aminta'ya yardımcı olur. Ama çabalar boşunadır. Genç kız birgün ormanda yabani bir hayvandan kaçarken başörtüsü bir dala takılır. Bu örtüyü ve yerdeki bazı kan izlerini görenler Silvia'yı kurtların parçaladığını sanarak olayı Aminta'ya söylerler. Büyük üzüntü duyan Aminta yaşamına son vermek ister ve kendini kayadan aşağı atar. Silvia onun bu davranışını duyunca yaptıklarına pişman olur onu sevdiğini anlar; o da kendini öldürmeye karar verir; ama önce sevgilisini gömecektir. O sırada Aminta'nın ölmediği haberi ulaşır: aşağı düşerken kayalardaki çalılara takılıp kalmış, böylece ölümden kurtulmuştur. Sonunda Aminta'nın umutsuz aşkına karşılık veren Silvia onunla evlenir. Yapıt dramatik olmaktan çok lirik özellik taşır. Olayın dokusundaki ana eylemlerin hemen hiçbiri sahnede gelişmez, çeşitli kişiler arasındaki konuşmalarla aktarılır. Her perdeden sonra bir koro vardır. Korolar sahnede sergilenen eylemlerin şiirsel bir açıklamasıdır. Ozan gerçekte çoban şiirinin basit örtüsü altında Ferrara'daki saray çevresini gizler. Yapıtın kişilerinden her biri sarayın bir adamını simgeler. Bunların içinde Tirsi kurmaz bilgeliği, saray yaşamının zevk ve sefasına doymuş hali, gerçekleşemeyecek arzulardan kaynaklanan gizli huzursuzluğu ile Yazarın açık bir simgesidir. Dafne aşk oyunlarında usta, ama her güzelliğin kaybolup gittiğinin bilincinde olgun bir saray hanımını temsil eder. Saray bir incelik, nezaket, kültür ve uygarlık merkezi olarak yansıtılır. Bu ideal görüntüsünün karşısında sarayın gerçek yüzü yoktur. Tasso yapıtı kaleme alırken pastoral türün Vergilius ve Theocritus'dan Poliziano ve Sannazaro'ya değin tüm eski ve yeni örneklerini göz önünde tutmuştur.
Gerusalemme Liberata'da ana konuyu Hıristiyan ordusunun Kudüs'ü kuşatması ve müslümanlarla savaşarak kenti ele geçirmesi oluşturur. Gerçekte de 1099 yılında dük Goffredo di Buglione komutasındaki haçlı ordusu İsa'nın Kudüs'teki türbesini ele geçirmişti. Hıristiyanların Kudüs'ü alması konusunda şiirsel bir yapıt kaleme alma düşüncesi Tasso'da gençliğinden beri vardı. Büyük olasılıkla birinci haçlı seferini düzenleyen papa 2. Urbano'nun türbesine çocukluğunda yaptığı ziyaret onu etkilemiş ve esin kaynağı olmuştu. Onbeş yaşında iken yazdığı sekizer dizelik 100 kıta içeren Gerusalemme'yi işleyip geliştirdi. Böylece 1575'de 20 bölümden oluşan ve onun başyapıtı kabul edilen Gerusalemme Liberata doğdu. Ancak Tasso yapıtı üzerindeki çalışmalarına ömrünün son yıllarına değin devam etti, değişiklikler yaptı ve adını da Gerusalemme Conquistata'ya (Fethedilmiş Kudüs) dönüştürdü. Dolayısıyla Tasso'nun bir başyapıt yaratma çabası otuz yılı aşkın bir süreyi kapsar. Ün arzusunda olan Ozan lirik şiir türünü bu amaç için yetersiz buluyor, çağının büyük ozanı Ariosto ile yarışmak, hatta yaratacağı modern kahramanlık şiiri ile onu aşmak istiyordu. Tasso tarihsel bilgi için Haçlı savaşlarını anlatan eski belgelere, özellikle onikinci yüzyıl tarihçisi Guglielmo di Tiro'nun yapıtına başvurdu. Tarihsel olay yapıta bir gerçeklik havası verir.
Haçlı savaşları konusuna Onaltıncı yüzyılın ikinci yarısında katolik toplumlar büyük duyarlılık gösterdi. Konuya ilişkin tarih ve kroniklerin yeniden basılmasına, başka dillerden yapılan çevirilerin yayınlanmasına hız verildi. Konuya güncellik kazandırılmasının nedeni Türklerin Avrupa'da yarattığı tehlikenin giderek büyümesiydi. 1558'de Tasso Türklerin Sorrento'ya saldırdığı haberiyle sarsılmıştı. Saldırıdan Ozanın kızkardeşi Cornelia şans eseri bir zarar görmemişti. Katolik dünyası son olarak Türklere karşı yaptığı İnebahtı (Lepanto) savaşı (1571) ile tehlikeyi geçici bir süre için atlatmıştı; ama Karşıreformun yeni dinsel ruhunun egemen olduğu o yıllarda Türklere karşı yeni bir haçlı seferi düzenlenmesi düşüncesi katolik dünyasında yayılır olmuştu. Tasso yapıtı ile kahramanlık, vuruşkanlık ruhunu kamçılamış olacaktı. Bunun için konunun zaman açısından ne çok uzak, ne çok yakın olması, içinde din öğesinin bulunması, tarihe dayanması ama çeşitli yaratılarla bezenmeye de uygun olması gerekliydi. Nitekim Gerusalemme Liberata'da tarihte gerçekten var olan kişilerin yanında yaratı ürünü kişiler de yer alır. Tarihsel bazı olay ve kişilere Tasso'nun düş ürünü nitelikler verdiği de olur. Çağının yeni, hayret ve hayranlık uyandıran şeylere düşkünlüğünü bilen Ozan düş gücünü sınırlamamış, şiirde birlik ve bütünlüğün tekdüzelik, monotoluk olmadığını, aksine çeşitliliğin bir zevk kaynağı olabileceğini anlamıştı.Ana eylemi zenginleştiren pek çok yan öykü vardır yapıtta: Rinaldo'nun başkaldırısı, hıristiyan savaşçıları baştan çıkararak güçlerini kırma çabası içinde olan güzel müslüman büyücü Armida'nın onların en yiğidine, Rinaldo'ya aşık olması ve onu büyülü şatosuna kapatması, kurtarılan Rinaldo'nun pişmanlık duyarak son savaşa katılması, hıristiyan savaşçı Tancredi'nin müslüman kadın savaşçı Clorinda'ya, müslüman Erminia'nın Tancredi'ye aşık olması, şeytanların müslümanlara, Tanrının ve meleklerin hıristiyanlara yardım etmesi v.b. Ana eylem ve ona çeşitlilik kazandıran yan öyküler bir birlik ve bütünlük havası verir. Tasso orduların düzenlenmesi, kara ve deniz savaşları, kent kuşatmaları, düellolar, açlık, susuzluk, fırtına ve yangın betimlemeleri, şeytanların ve meleklerin toplantıları, başkaldırılar, anlaşmazlıklar, yanılgılar, büyüler, acımasızlık, nezaket, cüret, cesaret, cömertlik, mutlu ve mutsuz aşk olayları gibi çok çeşitli malzemeyi öyle bir ustalıkla biraraya getirmiştir ki yapıtta her şey birbirine bağlıdır; ve küçük bir parçayı çıkarmak bile bütünlüğü bozar. Yapıtta bir çerçeve motif oluşturan savaş aynı zamanda bölücü bir öğe işlevi görür: kişileri, yerleri ve zamanları biribirindenden ayırır. Bir yandan hıristiyan savaşçılar, hıristiyan ordusu vardır, diğer yana mülüman savaşçılar ve müslüman birlikler. Savaş olmasaydı, hıristiyan ve müslüman kahramanlar arasındaki aşk olayları önemini yitirirdi. Ve yine savaş nedeniyledir ki kâh silah gümbürtülerinin egemen olduğu düellolar betimlenir, kâh dövüşülmeyen anlarda yaşanan olay ve duygulara tanık oluruz. Savaş hıristiyanların zaferi ile sonuçlanır, müslüman savaşçılar birer birer öldürülür.
Tasso'nun Gerusalemme Liberata'da göz önünde tuttuğu temel ilke olaylardaki yücelik ve soyluluktur. Kahramanlık dünyasına yakışan, eşsiz savaş gücü, nezaket, cömertlik, acıma ve din duygusu ile dolu olaylardır bunlar. Kişiler trajedi kahramanlarından farklı olarak dehşet değil hayranlık uyandırırlar. Ancak Gerusalemme Liberata ne bir destandır ne de dinsel bir şiir: Tasso'yu şövalyeliğin, kahramanlık olaylarının ozanı olarak tanımlamak ya da onun yeni din ruhunu dile getirdiğini söylemek doğru olmaz. Yaşamı zevk ve neşe değil, acı ve ıstırap sayan bir dünya görüşü egemendir yapıtta. Gerusalemme Liberata umutları kırılan, idealleri yıkılan bir gençlik çağının şiiridir; aldatıcı hayallerle beslenen ve hemen daima düş kırıklığı ile ya da ölümle sonuçlanan aşkın şiiridir. Romantik çağda eleştirmenler Tasso'nun yapıtını yalnızca içindeki aşk ve ıstırap öyküleri yüzünden ölümsüz bulmuş, savaş ve düelloları, din ve ahâk motiflerini yapay bir yapı gibi görmüş, Karşıreforma bir saygı belirtisi olduklarını ileri sürmüşlerdi. Gerusalemme Liberata'yı dinsel bir amaca yönelik saymak ne derece yanlış ise onda yalnızca bazı lirik motifler -aşk tutkusu, ün arzusu v.b.- aramak da o derece yanlış olur. Gerçek şudur ki, yapıttaki esin, duygu ve tutkular dünyasının din ve ahlâk dünyasının katı kuralları ve gerekleri ile karşılaşmasından doğar. Tasso'nun insan kaderi üzerinde melankolik düşüncelere olan eğilimi her şeyin geçici olduğunu savunan hıristiyan dünya görüşü ile birleşir. Ozan insanın sınırlılığını, onun düşlerinin ve hayallerinin sönmeye mahkûm olduğunu, insanın bazen karanlık ve gizemli yüce bir iradeye bağımlı olduğu din ve kültür yoluyla keşfeder. Yapıttaki en güzel şeyler bu ruh durumundan doğar: mutsuz aşk öyküleri, hıristiyan ve müslüman kahramanların acıklı ölümleri, özellikle yapıtı tümüyle saran ıstırap ve melankoli atmosferi gibi. Aynı bir huzursuzluk mutsuzluk ve felâket atmosferi her iki tarafın ordugâhını sarar. Bu durum yenilenleri yenenlere yaklaştırır. Gerek müslüman gerekse hıristiyan kahramanlar her şeyden önce uğradıkları felâketler nedeniyle büyüktürler. Tasso kahramanlarıyla birlikte ağlar, feryat eder. Ozan zaman zaman yarattığı kişilerin her birinde yaşar, onlar aracılığıyla kendi duygusal yaşamının çeşitli durumlarını dile getirir. Bu açıdan yapıt otobiyografik özellik de taşır. Tasso psikolojiden yana zengin bir ozandır, hatta Petrarca'dan bile zengin olduğu söylenebilir. Olaylar genellikle açık havada, doğada geçer. Doğanın öğelerinde de hüzün egemendir. Issız yerler, göz alabildiğine uzanan kumsallar,uçsuz bucaksız denizler, yıkıntılar, karanlık geceler, öldürücü kuraklık ya da yağmur ve fırtına şiirin sayfalarını doldurur. Bazen acayip yankılar yapan karanlık bir orman insanı ürpertir ya da dallar arasında esen rüzgâr hüzün uyandırır. Bu doğa görünümleri insanda yalnızlık, barınaksız olma duygu ve kaygısını uyandırır, ona ölümlülüğünü anımsatırlar. Yapıtın belli başlı kişileri de yalnızlık atmosferi ile sarılıdır. Ozanın ruhunu dinlemek ya da oyalanmak için değil, anımsamak ve feryat etmek için doğaya sığınır.
Gerusalemme Liberata'nın bazı çevrelerde yarattığı tepki üzerine Tasso eleştirilere kulak vererek yapıtına yeni bir biçim vermiş, ahlâk kurallarına uymak için en güzel öykülerden bazılarını (örneğin 2. kantodaki Olindo ile Sofronia'nın öyküsü, 7. kantoda Erminia'nın çobanlar arasına karışması v.b.) çıkarmış, övgüleri arttırmıştı. Tasso'nun klasik örneklere bağlı kalarak Homeros'u ve Vergilius'u taklit ettiği Gerusalemme Conquistata sanat dünyasında tutunamadı, buna karşın Liberata Ozanın ününü günümüze kadar taşımaya yetti.
Tasso'nun diğer belli başlı yapıtları arasında Rime adı altında toplanmış olan kısa şiirlerini, Dialoghi adı altında toplanmış olan diyaloglarını ve Lettere adı altında toplanmış olan mektuplarını anımsamak gerekir. Rime iki bin dolayında çeşitli türden (sonetto, canzone, madrigale v.b.) şiirler içerir. Konular oldukça çeşitlidir: aşk, anılar, din, övgü, v.b.. İçlerinde düşünce öğeleri taşıyanlar da vardır. Çağın şiirine özgü bir incelik ve zerafetin, teknik ustalığın göze çarptığı bu şiirler Tasso'nun duygu ve düşünce dünyasını yansıtırlar. Genellikle Petrarca'nın etkileri sezilen Rime Onaltıncı yüzyılın en başarılı şiir derlemesidir, ileriki yüzyıllar için bir model olacaktır. Tasso Sant'Anna'da kaldığı yıllarda ve yaşamının bundan sonraki döneminde Platon'u örnek alarak sayısız diyalog yazdı. Konular ahlâki ve edebidir: aşk, güzellik, soyluluk, erdem, saray yaşamı, oyun, eğlence, şiir v.b. Diyaloglar içlerindeki düşüncelerin özgünlüğünden çok mükemmel ebedi yapıları ile beğeni kazanırlar. Yazarın düşünce yönünden Platon'a bağlı kaldığını ileri sürenler olmuşsa da Tasso düşünce yönünden değil, sanat yönünden büyük Atinalı yazarı izlediğini açıkladı. Yaklaşık 1700 dolayında olan mektupları Ozanın iç dünyasını, huzursuzluğunu, acılarını, yorgunluğunu yansıtan bir yapıt niteliğindedir. Mektuba edebi bir tür gözüyle baktığından onlarda sanatçı olarak tüm ustalığını ortaya koyar. Mektuplarının bir kısmı edebi ve felsefi konuları ele alır; fakat çoğunluğu onun günlük yaşamının olaylarını yansıtır ve Ozanın içsel yaşamını gösteren belgeler olarak önem taşırlar.

KAYNAKÇA
1- Giovanni Getto: Nel mondo della Gerusalemme, Vallecchi editore, Firenze 1968.
2- Giuseppe Petronio: L'attività letteraria in Italia, Palumbo editore, Palermo, 1970.
3- Süheylâ Öncel: İtalyan edebiyatı Tarihi 1, İtalyan Kültür Heyeti, Ankara, 1986.
4- Fabio Pittorru: Torquato Tasso, l'uomo, il poeta, il cortigiano. Bompiani, Milano, 1982.

Süheylâ Öncel / kitapdergisi@gmail.com 
 
  Diğer Makalelerden Başlıklar  
  •    Dünyada İlk Defa Robot Yapan Cizre`li Bir Alim-2
  •    KİTAP KORSANLIĞINDA SON NOKTA
  •    Kayın Ağacının Türk Mitolojisindeki Yeri
  •    Torquato Tasso
  •    TÜRKİYE BOR MADENLERİ JEOPOLİTİĞİ
  •    Kitap medeniyetinden internet muhabbetine...
  •    Biyografi Nedir?
  •    Terkip sahibi bir aydın: Ömer Lütfi Mete
  •    Seyyahlara Sorduk: Erzurum’u Nasıl Bilirsiniz?
  •    Gaspıralı'nın İstanbul'daki Konferansı
  •    Genç Kalemler ve Yeni Lisan Hareketi
  •     Eski Lisan
  •    bir yazar portresi: Ergun Göze
  •    Milli Sinema ve Yücel Çakmaklı
  •    Sonun Başlangıcı : TANZİMAT
  •    Hıristiyan Siyonizmi
  •    Türkiye Yönünü Arıyor
  •    Sol ve Kutsal
  •    Bir Türkiye trajedisi: BAŞÖRTÜSÜ
  •    Varlığın Örtüsünü Kaldıran Yakarış
  •    Üstad Eşref Edib Fergan
  •    atsız'ın 'Devletimizin Kuruluşu' adlı risalesi
  •    Göksultan Abdülhamid Han
  •    Yahya Kemale hürmet
  •    Gençlik çıkmazı ve Naci Girginsoy
  •    Davinciye Kadın Gözüyle Bakmak
  •    Yakın dönemin önemli tanığı Münevver Ayaşlı
  •    Ağlayan Bayrak
  •    Muttalip Bey ve Eylül ün Kitapları
  •    Şehriyar-Haydar Babaya Selam
  •    Binbir gece Masalları ve şehrazat
  •    İsmet Bozdağ-Ulu bir çınarımız
  •    Bir Azim, İman ve İrade Abidesi: Dr. Müjgan Cunbur
  •    Türkistan Lejyonerleri ve Mustafa Çokay
  •    Antalyalı Ayaklı Kütüphane
  •    Osmanlı dünyasına bilge bir bakış : Mehmet Genç
  •    Misyonerliğe İlk Adım
  •    Cengiz Han’dan Amerika’ya kaçan Türkler
  •    Satlık vatan mı var
  •    Türkiye'nin Ağaçları ve Çalıları
  •    şehrin kayıkçısına
  •    Okuyan Kadın Portreleri
  •    Ermiş, Sörfçü ve Patron
  •    Bir Bilim Adamının Romanı
  •    Küresel markalar hedef tahtasında
  •    Batı'ya karşı bir sosyolog Baykan Sezer
  •    Kültür Endüstrisi’nin zihinleri ve ızgara et
  •    İman ve İrade Abidesi: Dr. Müjgan Cunbur
  •    Hakimi'nin İslam Bilim Tarihi
  •    İsmail Bey Gaspıralı (Gasprinkskiy)

  • GERİ DÖN




     
      Ana Sayfa          Yazarlar          Sipariş ver          İletişim
    Copyright © 2006 webofisi.com All rights reserved.