Header

Kitabın Kalbinin Attığı Program
KİTABİYAT

Cumartesi 13:30- 23:30
Çarşamba 18:00

 
Makaleler Röportajlar Yazar Biyografileri Ana Sayfa İletişim  
         Kategoriler
    Akademisyenlerin Eserleri
    Avrupa Birligi ve Sorunu
    Atatürk Kitapları
    Bilgisayar - İnternet
    Bilim - Doğa
    Biyografi - Otobiyografi
    Çevre - Kent
    Sosyoloji
    Din ve Psikoloji
    Edebiyat
    Eğitim ve Kültür
    Ev - Aile
    Felsefe - Sosyoloji
    Gençlik - Çocuk
    Gezi
    Güncel ve Aktüel
    Ekonomi
    Kadın
    Mizah - Karikatür
    Antropoloji - Arkeoloji
    Sinema -Tiyatro - Sanat
    Siyaset
    Tarih
    Tarih ( Osmanlı Tarihi)
    Tarih ( Türk Tarihi )
    Yemek
    Rusya-Kafkaslar-Ortaasya
    Ortadogu Sorunu
    Ermeni Sorunu
    KKTC ve Kıbrıs Sorunu
    ABD ve Sorunu
    Psikoloji Kitapları
    Edebiyat / Şiir
    Edebiyat / Öykü - Roman
    Türk - İslam sanatları
         Dergiler
    Edebiyat
    Siyaset ve Aktüel
    Dini Dergiler
    Kitap Dergileri
    Diğer Dergiler

          Kitabın Hikayesi
   Kitabın Tarihçesi
   Kitap Nasıl Hazırlanır?
   Kitabın Teknik Hazırlığı
   Editöryal Çalışma
   Kağıt ve Baskı
   Pazarlama ve Dağıtım


 
         Yazar Biyografileri
       
Tüm yazarlar için tıklayın
         Makaleler
    Dünyada İlk Defa Robot Yapan Cizre`li Bir Alim-2
    KİTAP KORSANLIĞINDA SON NOKTA
    Kayın Ağacının Türk Mitolojisindeki Yeri
    Torquato Tasso
    TÜRKİYE BOR MADENLERİ JEOPOLİTİĞİ
    Kitap medeniyetinden internet muhabbetine...
    Biyografi Nedir?
    Terkip sahibi bir aydın: Ömer Lütfi Mete
    Seyyahlara Sorduk: Erzurum’u Nasıl Bilirsiniz?
    Gaspıralı'nın İstanbul'daki Konferansı


         Röportajlar
    Olcay Yazıcı: Sûfî iklimin entelektüel şairi
    Ali Ünal Türkmenle Söyleşi
    Türkçemizin uyanık bekçisi
    Türkiye Doğu-Batı ilişkilerini yönlendirir
    Hattat Muhsin Demirel ile Röportaj
    İş kadını ve aşka dair özne: Hz. Hatice
    Hüdavendigar Onur: “Hizmetler Unutulmasın”
    Nihat Genç:’’Maskelere inanmıyorum’’
    Abdürrahim Karakoç ile
    Gülşah Maraşlı ile


 power by webofisi.com



 

Nihat Genç:’’Maskelere inanmıyorum’’ 


Nihat Genç, hiç şüphesiz Türkiye’de en çok okunan yazarların başında geliyor. Lafının gittiği yerleri önceden hesap etmediği için sevenleri kadar sevmeyenleri de bir hayli fazla… Ekmeğini kelimelerle pişiren, sütünü kelimelerden sağan Nihat Genç, bir fikir ve aksiyon adamı olarak entelektüel vicdanı ayağa kaldırması bakımından önemsenmesi ve dikkatle takip edilmesi gereken bir aydınımız. Pek çoğumuzun dile döküp anlatamadığımız pek çok şeyi kendisinden duymuş olmamız da bizim için ayrı bir bahtiyarlıktır. Büyük harflerle söylenmesi gereken, söylenmeyince bir tarafı hep eksik duracak olan sözleri bir Nihat Genç’in pervasız üslubundan öğreniyoruz. Bir yanı Karadeniz gibi dalgalı, bir yanı Zigana dağlarına yaslanmış bir Karadeniz uşağı olarak Nihat Genç gibi bir yazara ülkemizin ekmekten sudan ve bir yığın lüzumsuz adamdan çok ihtiyacı var. Nihat Genç ile ağzımıza ne geldiyse konuştuk.

Nihat Genç her kesimden pek çok kişi tarafından ilgiyle takip ediliyor. Ama herkes kendi putuna saldırmayan bir Nihat Genç görmek istiyor. İsteniyor ki; ortalıkta edebi laklak yapan bir Nihat Genç dolaşsın etliye sütlüye karışmasın. O zaman da Nihat Genç olmanızın bir anlamı kalmıyor. Ne dersiniz?

Bir yazar olarak bu topraklarda en çok ambargo uygulanan bir yazarım, aklınıza gelebilecek zengin çeşitlilikle bu medyanın sağlısı sollusu liberalı ilericisi moderni kitap ekleri vs. onlarca yıldır kitaplarımdan ismimden gizli bir anlaşma yapmışlar gibi tek satır bahsetmezler, bu şu demek, üslubumuzun karşılığını alıyorum, ben yazıyorum onlar da beni cezalandırıyor. Sorun şudur, onun bunun şu partinin bu partinin adamı olmamak. Medya benden bir siyasi maske takmamı istiyor, yani hangi ideolojik görüşten yanaysam tam anlamıyla bu maskeyi takıp sahne almamı istiyor. Oysa İslamcı bir maskeye Kemalist bir maskeye liberal bir maskeye etnik kimlikli bir maskeye inanmıyorum. Bu topraklar neyse ben de oyum. Bu siyasi maskeler toplumsal hayatımızın karşılıkları değil, çoklukla dışarıda kartondan kesilmiş ve kukla ibiş gibi bizi oynatmak birbirimize kırdırmak için son otuz yılda inşa edildi. Ancak 2003'te Amerika Irak'a saldırdığı günden beri bu topraklarda anti-emperyalist mücadele veren her düşüncenin içindeyim yanındayım, ben kendimi bağımsızlıktan yana Müslüman bir çocuk olarak görüyorum, ama en çok 'eleştirel' bir dünyaya inanıyorum, yani bu topraklarda en zor olan şey 'bağımsız' yazar olabilmektir, bu imkansız bir şeydir, iftiralar ithamlar yok saymalar herşey denenir, hepsine karşı dirençli olabilmek zordur, biz de psikoloji taşıyoruz, ancak bir yazar da hayata karşı psikolojisini zorlamalı, yani sabır sabır sabır ve Allah'a sığınmak…

Sadakate şart koşulmaz denir ya. Yazarların sadakate mecbur oldukları yegâne yer kendi vicdanları olmalı. Sizin hiç söylenmesi gereken bir sözü yutkunmak zorunda kaldığınız zamanlarınız oldu mu?

Tabii ki söylemediğimiz susturulduğumuz sansüre uğradığımız çok çok oldu, ancak yılmadan yeniden denedik. Mesela holding tv'leri büyük bir serveti arkalarına aldıkları için iktidar karşısında çok şansları yoktur, yani, parası olanlar iktidara karşı mücadele edemez, çünkü iktidar bir şekilde paralarının önünü keser, vergi cezası, ihale yasağı vs. bir yolunu bulur. Tek şansınız küçük tv'ler kalır, bu tv'lerin de 'siyasi' gücü yoktur, aşırı temkinli aşırı çekingen olmak zorundalar, çünkü en küçük bir şeyden bile kapatılabilir kolaylıkla cezalandırılabilirler… Peki orda olmuyor burada olmuyor, nasıl olacak? Eğer söylediklerini halk gerçekten baş üstünde tutuyorsa, bu fikirler bir zamanlar çoğalacak büyüyecek ve güçlenecek demektir, ve bir zaman sonra size yakın partiler düşünceler güçlenir ve iktidar gücü fazlalaşır ve size de yasak koyanların gücü azalır, bunun başka da yolu yoktur.

Ülkemizide sıradan bir insan kendine yakın bir siyasi görüş bulur ve onun partisine toplantılarına katılmaya başlar, bu doğrudur, hafakanları çığırından çıkmış bu dünyadan korunmak için herkes kendine yakın ideoloji, parti, dernek bir yer bulup kafa sağlığını koruma altına almaya çalışır, bu sıradan insanlar için doğrudur, ancak bir yazarın sığınacağı liman yoktur, biz de sıradan insanlar gibi aynı tehditlerin korkusuyla yaşıyoruz ama hemen sığınabileceğimiz limanımız yoktur, bu yüzden yazarız. Bunun bir çözümü de yoktur, mücadele edersiniz direnirsiniz bir şekilde olur, olursa güzel olur, olmazsa ne yapalım, kader diyelim, Allah büyüktür diyelim. Çok kalleşlikler gördüm çok, Allah büyüktür deyip geçtim ama nasıl geçtim, dünya başıma düştü…

İyi bir edebiyatın mutlaka muhalif bir damardan beslenmesi gerekiyor. Belli noktalarda itirazlarınızın olması olmazsa olmaz bir kuraldır. İtirazlar yükselttikçe de işin rengi bir anda değişiyor. Buna rağmen bu muhalif tavrı ileri taşımak için bu ülkenin geleceği adına neler yapılabilir?

İnsan acılarına kayıtsız kalan bir edebiyatın adresine teslim edilemeyen mektuplar gibi olduğunu düşünürüz çoğu kez. Sesi yankı bulan bir yazar olarak insan acılarından ne ölçüde besleniyorsunuz. Sizce de acılardan beslenen bir edebiyat bize insan taraflarımızı hatırlatmayacak mı?

Muhalefet şart değildir, bu muhalif kelimesi ağzımıza bir kere yapışmış, işin doğrusu 'eleştiridir', nedir eleştiri, olup biten bir şeyi ya da olayı bilgi ve kültürünüzle değerlendirmek, hangi kıstaslarla değerlendirmek, işte o sizin değerlerinize bağlıdır. Ben önce insanlık yararı ararım, sonra bağımsızlığıma bakarım, sonra ülkemin dirliği düzenini ararım, sonra, altta kalanların yoksulların haklarını ararım, sonra çıkarsız yansız salt bir güzellik ararım, sonra sonra sonra devam eder. Eleştiri olmadan hayat olmaz, eleştiri olmadan hepimiz köleyizdir, eleştiri yoksa diktatörlük var demektir. Biz bu toprakların çocukları binlerce yıldır efendi tanımadık, yabancı tahakkümü tanımadık, üstün ırk tanımadık, burun büyüklüğü kibir küstahlık hiç tanımadık, imtiyaz ayrıcalık bilmeyiz ve ölümüne karşıyız, bu yüzden 'eleştiri' en çok bizim özümüzdür, ruhumuzdur... Oysa bugün yüzlerce yazar her gün durmaksızın demokrasi diyor ama hepsi maaş aldıkları şeyhlerini daha siftah bismillah bir cümlecik olsun eleştirebilmiş değiller. Bunlar maaşlı köleler; yazık ki ellerinde kalem var, oysa her kalem bir alemdir, bu alemleri getirip bir kişinin hizmetine çıkarına holdingine sunmak insanlığın rıza göstermeyeceği bir adiliktir.

Bir yazınızda âşık olan genç kızların yakalarına mor karanfiller taktığından bahsediyorsunuz. Bu ülkede kızlar ve erkekler olarak ne zaman özgürce bağıra bağıra yakamıza mor karanfiller takacağımız günler çok mu uzakta?

Son otuz yıldır ülkemiz çok sert trajedilerin içinden geçiyor, ideolojiler, kavramlar, medya, herşey karışık ve durulmasını beklemek bir otuz yıl daha alacak, bu karışık dönemlerde kendimizi yolumuzu izimizi kaybetmemek için yapacağımız tek şey, asırların vazgeçmediği en temel değerlere sahip çıkarak beklemektir, bağımsızlığımız, toprağımız, tarihimiz ve hepsini bize veren Allah'ımız.. Kuru bir bağlılıkla değil, olup biten bütün trajedilerin altına girmek, altta kalanların yoksulların acı çekenlerin yanında içinde olmak, ülkenin yaşadığı acıları içine almak, toprağınla halkınla birlikte feryatlar yükseltmek ve yane yane bu acılarla yanmak. Tarihin bize emanet ettiği kelimeleri işte bu duyguları daha iyi anlamak için eşmeli deşmeli ve türkülerin ağıtların destanların ilahilerin şarkıların her harfine yeniden içerden bakmalı, sabah bakmalı, geceyarıları bakmalı.. Benim şaşkınlığım çocukluğumdan beri tanıdığım yüzlerce idealist gencin bir AKP iktidarına sorgusuz sualsiz bağlanmaları ve kendilerini gözleri kapalı teslim etmeleri. AKP'ye niye bağlanıyorsun, Fatih'e bağlan.. AKP dediğin gelir geçer, o da çalar o da soyar, bu hırsızlıklara neden ortak oluyorsun, ya da bu hırsızlıkların karşısına neden geçmiyorsun. Hırsızlıklar karşısında susan bir insan nasıl 'müslüman bir ahlaktan' bahsedebilir.. Ve bu bir zamanların idealist çocukları şimdi liberal yazarların emrine girmiş, bu kadar şaşırtıcı kalleşlikle karşılaşmadım. Birkaç liberal yazar bu çocukları yönetiyor, beyinlerini oyuyor ve yönderiyor. Demek ki bu çocuklar 'akılsızmış', kafatasları boşmuş. Amerikan özgürlüğü bizim özgürlüğümüz değildir, Amerikan özgürlüğünü Afganistan'da Irak'ta gördük, son otuz yılda etrafımızda Bosna, Çeçenistan, Irak, Lübnan, daha nice yerler kaç kez bombalandı soyuldu tarihten silindi bu liberal yazarların hepsi göbek attı ya da görmezden geldi.. Batının demokrasisi azınlık, federasyon, taviz politikalarıyla geliyor işte otuz yıldır hakim medya bunları tartışıyor, bizim demokrasimiz de 'azınlık' olamaz, federasyon hiç olamaz, biz sınıf tanımayız, bizim siyasi ahlakımız yaratılmış herşeyin eşit adil bir hukuk bir dünya içindir, insanın insana bölgenin bölgeye ırkın ırka zenginin fakiri güçlünün zayıfa üstünlüğüne asla kabul etmiyoruz, hepimizi yaratan Allah bütün nefes alıp verenleri bütün canlıları galü beladan aynı ruhtan aynı candan aynı nefesten yaratmıştır, şimdi bunları kalkıp bu akılsızlara anlatmak asırlar alır.. Topraklarımız tüm tarihimiz içinde en çok en ağır saldırıya uğradığı yılları Bosna'da Çeçenistan'da Irak'ta yaşarken Amerikan özgürlükçülerinin gazetelerini okumak onların adamı olmak kadar bir zavallılığını hiçbir zaman affetmem.

Hiçbir edebiyat insan kadar canlı değildir. Sıkılmış bir yumruk gibi hayata gireceğimiz bir ülkeyi nasıl inşa edeceğiz?

Biz millet olarak lafı orta yerinden konuşan ağzı bozuk laflar eden adamları severiz. Bir yanıyla imalat hatası insanlar acayip hoşumuza gider. Yüreği bozuk silik sünepe ve yalaka adamlardan da nefret ederiz. Neye mal olursa ağzı bozuk laflar etmeye devam edecek misiniz?

Gün, hakkı yenenlerin yanında olmaktır, gün bombalananların yanında olmaktır, gün kardeşlerimize sahip çıkmaktır, gün, hukuksuzca, haksızca yaka paça götürülenler adları sanları kim olursa olsun tüm gücünle sahip çıkmaktır, gün toprağına sahip çıkmaktır, gün, soygunculara karşı çıkmaktır.. Bunların hiçbirinde yoksun ama partinin holdinginin sana açtığı ekrandan sabaha kadar üfürüyorsun, üfür... Milyonlarca insan senin üfürdüğünü görmüyor mu? Ve milyonlarca insan senin üfürürken görürken, bizim de bütün hayatımızı bedenimizi hedef yaparak bu vahşi liberallere bu haksız tutuklamalara bu insanlık canavarlarına karşı durduğumuzu görüyor.. Benim edebiyatçılığım bağımsız bir yazarlık aşkından doğmuştur, bana bu bağımsızlığı bahşeden bağımsızlık savaşımızdır, kelimelerime ruh veren Hacıbektaşlar, Yunuslar, Mevlanalar, Muhiddin Arabiler, Nasreddin Hocalar, Karacaoğlanlar, Pir Sultanlar'dır… Gözü yaşlı heyecanlı bir sevinçte bu isimlerin hiçbirini koynuna almamış kitaplarını açmamış bu vahşi liberallerin gazetelerini okuyanlardan utanıyorum…

Bakın, Ermeni ve benzeri davalarda batılılar bizleri 'günah çıkartmaya' zorluyor, yani bir gün Allah göstermesin tazminat ödesen dahi tatmin olmazlar, ille de 'suçluluk' duymamızı istiyorlar, niçin 'suçluluk' düşüncesini bize yerleştirmeye çalışıyorlar. Çünkü 'suçluluk' duygusu Hristiyan kültürüdür, gideceksin günah çıkartacaksın, kimden, papazdan.. Bizim kültürümüz başkadır, biz ders çıkartırız, tövbe ederiz, hatta çoğu yanlışımızdan utanç duyar dilimizi gönlümüzü daha güzele doğru geliştirmeye çalışırız, ancak, suçluluk duymayız… Biz hristiyanlar gibi 'suçlu' doğmayız. Biz özgür insanlarız. Dış politikamızda bizden istenen taviziler toprak ve tazminat davalarının daha da ötesinde bizi 'hristiyan ritüellerine' zorlamaktır, zaten Hristiyanlık dediğin bir Pazar ayinine gitmek bir de vaftiz olmaktır, şimdilik istedikleri 'suçluluk' duygusunu öğretip vaftiz etmek. Bizden bir Hristiyan gibi günah çıkartmamızı istiyorlar. Dış politikamızda bize dayatılan bir Hristiyan ritüeli, ayinini gerçekleştirmemizdir. İşte Amerikan özgürlüğü bu, kendilerine inanmayan bütün insanlığı ya suçlu ya terörist ya şeytan ilan edip önce günah çıkartmaya olmazsa ambargolar uygulamaya sonraki aşamada da bombalamaya başlarlar. Ünlü liberal yazarımız Cengiz Çandar'ın Irak'ta bir buçuk milyon insanı öldüren bombalar için, 'Japonya'ya düşen atom bombaları olmasaydı Japonya'ya demokrasi girmezdi' sözlerini unutmayın..Ünlü liberal yazarımız Soli Özel'in Bush'un Irak Savaşı günlerinde Ortaköy'de yaptığı konuşma sonrası CNN mikrofonlarına, spikerin, Bush özgürlük diyor ne diyorsunuz Soli bey, dediğinde karşılık olarak,Soli Özel: Adam özgürlük diyor ama bu topraklarda bu özgürlüğü kim anlayacak'.. sözlerini unutmayın. Doğru bu özgürlüğü bu topraklarda anlayan yok vehiç olmayacak...

Ve Türkiye'de hakim medyanın yüzlerce yazarı daha beş-altı sene önce Türk Ordusu'na Irak'ta savaşa girmelisin teşvik yazıları yazdığını unutmayın, yüzlerce liberal yazarımızın Amerikan Ordusu'nu alkışlayan destekleyen yazılarını unutmayın, Habertürk TV'nin bir ay sürecinde Amerikan bayrağını coşkuyla dalgalandırıp Irak'a atılan bombaları alkışladıklarını unutmayın, bunlar insanlık suçudur, insanlık suçu işleyen bu liberaller bir gün öldürdükleri kışkırttıkları bu bir buçuk milyon Müslüman’ın hesabını hukuk önünde insanlık önünde vereceklerdir, işte AKP iktidarına kayıtsız şartsız destekleyen genç arkadaşlarımız bu adamlarla ortak oldular bu adamları ekranlarına çıkarttılar ve hepimizi boğup yok sayıp olmazsa tek tek delilsiz belgesiz içeri almaya çalışıyorlar...

Teşekkür ediyoruz.
Umut Bulut/ Sanatalemi.net

@ 
 
  Diğer Röportajlardan Başlıklar  
  •    Olcay Yazıcı: Sûfî iklimin entelektüel şairi
  •    Ali Ünal Türkmenle Söyleşi
  •    Türkçemizin uyanık bekçisi
  •    Türkiye Doğu-Batı ilişkilerini yönlendirir
  •    Hattat Muhsin Demirel ile Röportaj
  •    İş kadını ve aşka dair özne: Hz. Hatice
  •    Hüdavendigar Onur: “Hizmetler Unutulmasın”
  •    Nihat Genç:’’Maskelere inanmıyorum’’
  •    Abdürrahim Karakoç ile
  •    Gülşah Maraşlı ile
  •    Örtünmenin Anlamları
  •    Ziya Osman Saba ile
  •    Yakup Kadri ile
  •    Peyami Safa ile
  •    Mehmet çınarlı ile
  •    Tarık Bugra ile
  •    Ahmet Kutsi Tecer ile
  •    Hâlâ Kimlik Arayanlara!.
  •    Prof. Dr. Ömer Faruk Akün'le sohbet
  •    Bekir Sıtkı Erdoğan ile
  •    Cengiz Aytmatov ile Dil ve Edebiyat Üzerine
  •    Rakı Şişesinde Balık Olmak
  •    Faruk Nafiz Çamlıbel'le bir konuşma
  •    Yahya Kemal ile konuştum
  •    Mehmet Akif
  •    Teoman Ergül ile Bekleyiş ve Zafer üstüne
  •    Sinan Meydan ile Atatürk'ü Yeniden Okumak
  •    M.Karnas ile Hz. Süleyman’ın Anahtarı üzerine
  •    Omurgalı olmanın tek örneği: Âkif
  •    Edep ile edebiyat, akraba kavramlardır
  •    Ben İranlıyım, Türkiye de kar yağsa ben burada üşürüm!
  •    Çağdaşlaşma yerine maymun gibi batıyı taklit ettik
  •    Fizik ve Metafizik İstihbaratı Birleştiriyorum
  •    ilk insan Âdem (a.s)'den peygamber Hz. Âdem’e Sümerler
  •    Kılıç aşktan üstün değildir
  •    Prof.Dr.S.Mahmut Kaşgarlıyla Doğu Türkistan
  •    Teyze ile Prenses eğlenceli bir eser
  •    Yunus Emre: Asrın Milli Dil ve Milli Kültür Hadisesi
  •    Terör ve Toplum kitabının yazarı ile söyleşi
  •    Prof. Dr. Ümit Meriç Hanımefendiyle
  •    Türklerin kozmoloji anlayışındaki özgünlük
  •    AB Araştırmalarında Bir Ömür! Erol Manisalı
  •    Batı, İslam ve Karikatürler
  •    Türklerin Kozmoloji Anlayışı
  •    Nehirler düşlerim göl kenarında
  •    Çuvallayan İttifak ve Cizmeli Adam
  •    Kıbrıs'ta Aşk ve Ölüm

  • GERİ DÖN




     
      Ana Sayfa          Yazarlar          Sipariş ver          İletişim
    Copyright © 2006 webofisi.com All rights reserved.